İlk Kadın Havva Değildi…

İlk Kadın Havva Değildi…

Bilinen en eski Lilith efsanesi Ben Sira Alfabesi denilen yazı türüyle yazılmıştır ve burada Adem’in ilk eşinin yani Lilith’in öyküsü yazılıdır. 8. ve 10. yüzyıllar arasına ait yazılı kaynaklara rastlansa da, asıl öykünün ya da daha uygunu efsanenin ne zamandan beri anlatılageldiğini anlamak veya öğrenmek mümkün değildir.

Zohar yani Musevi Kabbalası’nın yorumlarında Lilith ile ilgili muhtemelen daha eskilere yönelik göndermeler vardır. Buna karşın yeterince araştırmanın yapıldığı da söylenemez hatta kasten yapılmadığı söylenilebilir. Peki neden? Bunu efsaneye baktığımızda biraz olsun anlayabiliyoruz.

”Tanrı Âdem’i yarattıktan sonra onun yalnız olduğunu gördü ve adamın yalnız olmasının iyi olmadığına karar verdi. Tanrı Âdem için topraktan bir kadın yarattı ve ona Lilith adını verdi, ama Âdem ve Lilith kavga etmeye başladılar. Lilith Âdem’le yatmak istemiyor, birleştiklerinde hep üstüne çıkmasına karşı çıkıyor ve kendisinin de Adem gibi topraktan yaratıldığını yani eşit olduklarını söylüyordu. Anlaşmazlık sürdü gitti, taki Lilith Tanrı’nın kutsal isimlerinden birini kullanıp göğe uçuncaya kadar. Âdem Tanrı’ya dua etti ve kadının kendisini terk ettiğini söyledi. Tanrı üç meleği görevlendirerek, Lilith’i geri getirmelerini şayet geri dönmezse her gün yüz çocuğunun öleceğini, ona söylemelerini emretti. Ama Lilith geri dönmek istemedi. Tanrı’nın adına yemin ederek meleklere onların adı ya da şekilleri yazılı muskaları taşıyan çocukları koruyacağını söyledi. O günden beri Lilith meleklerin isimlerini gördüğünde yeminini hatırlar ve küçük çocukları korur.”

Efsanenin bir diğer versiyonu ise şöyle;
“Tanrı Âdem adını verdiği ilk insana, yaşayan her canlının adını öğretir ve dişi, erkek olarak iki cins olduklarını gösterir. Âdem birer çift olan canlıların birbirlerine duyduğu aşkı kıskanmaya başlar ve Tanrı’ya bu haksızlığı gidermesi için yalvarır. Tanrı ilk kadın Lilith’i yaratır. Onu da Âdem gibi oluşturur ama bu kez saf toprak yerine Âdem’den arta kalan tortuları kullanmıştır. Âdem ile Lilith hiç bir zaman barış içinde olmamıştır. Âdem ne zaman Lilith’le yatmak istese reddedilmiştir. Çünkü Lilith yere uzanmak istemez ve ”Niçin seninle yatmalıyım? Ben de topraktan yaratıldım ve seninle eşitim” der. Âdem ona zor kullanınca da öfkeyle karşı koyar ve Tanrının adını kullanarak göğe yükselip onu terk eder. Melekler Lilith’e gecikmeden Âdem’e geri dönmesini söylerler. Lilith meleklere şöyle der: “Ben çocuklara zarar vermek üzere yaratıldım, doğumdan sonraki ilk sekiz gün içinde erkek çocuklarına, yirmi gün içinde de kız çocuklarına. (Ama) Yemin ederim: Sizi ya da görüntünüzü bir muska ya da tılsım üstünde görürsem, o çocuğa hiçbir zarar vermeyeceğim.” O zamandan bu yana birçok kültürde, yeni doğan çocukların kötü kalpli Lilith’e karşı korunması için özel tılsımlar kullanılmaya başladı. Lilith’in halk inanışlarında varlığının yıllarca korunmasının ve bir gün gelip de bir şekilde cadılarla ilişkilendirilmesinin nedeni de budur.”

Öyle ya da böyle efsanelerde bile kadın ile erkek arasında yaratılıştan beri süregelen bir çatışmanın varlığı yadsınamaz. Belli ki itaatkâr ve uyumlu kadın Havva yaratılınca, asi ve sözünü esirgemeyen Lilith unutturulmak istenmiş. Tabi ki rahip ya da başka dini görevlilerinin başlarının erkek olmasından da kaynaklanıyor olabilir. Zaman içinde efsaneler buna göre düzenlenmiş, Lilith sanki unutturulmaya çalışılmış.

Etkileri hala sürdüğüne göre amaçlarına ulaştıkları söylenebilir. Öyle değil mi?
Aslında Lilith hakkında pek çok efsane ve öykü var. Örneğin Talmud’da (Tevrat’ın başta yazılı olmayıp, sonradan yazılı hale getirilen ikinci bölümü) ondan dişi bir şeytan olarak söz edilir. Bu rolüyle bir hayalet gibi yüzyıllarca tarih sayfalarında dolaşır. Kadın ve çocukları hedef alır, erkekleri baştan çıkararak onlara zarar verir. Yaptıkları bunlarla sınırlı değildir. Bir hayalet gibi kadınların beynine girip, erkeklerle eşit haklara sahip olma savaşını günümüze kadar sürdürür. Bazı efsanelerde de cadı suretinde çıkar karşımıza. Lilith’e hepsi birbirinden farklı, ancak hepsi de kötü yakıştırmaların niye yapıldığını anlayabilmek için geriye dönüp, dinler tarihine ve efsanelere bir göz atmak gerekiyor.

Tuhaftır bu çekim ile aşka tetiklenirken ilk var oluş hikayelerinde ki Adem ile Lilith’in çatışması da devam ediyor. Hala erkekle kadın arasında eşitlik savaşları gizem içinde, içten içten sürmektedir.

Yani Lilith merkezi güneşi olarak Âdem’i kabul edemez. Atomik yapımıza ters bir yaklaşım onları ayırır. Belki de Âdem ona merkezi güneş gibi yaklaşamamıştır. Uyum ve ahenk yakalanamamış ilk âdemoğlunun dişisi ve erkeği mutluluğu yakalayamamıştır.

Psikanaliz uzmanı ve araştırmacı Sigmund Hurwitz, “Adem ile Lilith arasındaki güç savaşı”nı, asırlarca süren ve baba erkil sistemdeki erkeğin konumu ile kadınların eşit haklara sahip olma talebini temel alan cinsiyetler arası savaşın aynadaki görüntüsü olarak değerlendiriliyor.

Fenomolojik alandaki temsil dizilişlerinde de kadını çoğu zaman bu akretipsel yaklaşımlar içinde sergilendiğini görüyoruz. Kadın ve erkeğin bazen sessiz ama çoğu zaman çok sesli olarak bunu ifade eder halde buluruz alanın içinde. Bu alanda erkeğin ailenin temel direği olduğunu ve buna saygı duyulması bilgisinin ifadesi ile dengeye geçtiğini görebiliyoruz. Kadının var oluşu için diğer bir parçası olduğunu ve saygın olabilmesi içinde kadınına saygı, sevgi kapsayıcı olma duygusunu erkeğe hissettirmek alanın çarpışan elektriğini dengelediğine şahit olabiliriz.

Âdem Cennet bahçesine bekçi olarak gönderilmiştir. Bu bahçede “Hayat” ve “İyi ile Kötüyü Tanıma” ağaçları vardır, bu son ağacın meyvesinin yenmesi Âdem’le Havva’ya yasak edilmiştir. Yılana uyarak önce Havva, sonra da Âdem bu meyveden yemişler, bunun neticesi olarak da Cennet’ten koyulmuşlardır. Tevrat’ın başında ele alınan bu konu aslında Asur kaynaklarından gelmektedir. Âdem ile Havva biz insanoğullarının kaynağı… ve bize neler anlatıyor acaba Cennet’ten kovularak. ‘Yasak elma nedir ve neyi sembolize ediyor?’ Şeytanın yılan halinde sunduğu meyve, iyiyi ve kötüyü bilen ağaçtan olan meyve… Şeytan bir ürünü kullanarak yaklaşıyor, ilk ana-babamıza. Şeytan nefsi kontrolsüzce kullanılmasına sebep olacak bir meyve sunuyor ve bu iyi- kötüyü tanıyan ağaçtan.

Negatif-pozitif artık alana iyi ve kötü akretipi sisteme olarak girmeye başlıyor. Var oluşumuzun kaynağı (-) ve (+), iyi ve kötüyle sembolleşmeye başlıyorlar. Aslında ağaçtaki bu bilgi meyvesinin insana geçmesi için yılan, Yaradan’ın izni ile akıl çelen görevini yerine getiriyor. (Bilmediği bilgi için yasak elma ile beden = madde bilgisi olmak üzere kayıtlanmak için yediriliyor.)

Bunu böyle düşünürsek Yaradan bizim iyiyi ve kötüyü öğrenmemiz için bu dünya sahnesini mi kurdu?

Var oluş bu yansımalarla akıyorsa, hayatta bizim için de bu düzlemde akıyor olabilir mi? Bu bize var oluşun yaşama dair verdiği kopyalar olabilir mi?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir