İsis Mu Nedir?

İsis Mu, Ne Manaya Gelmektedir?

Adımızı oluşturan, dünya tarihinin gizemli iki temel kaynağı olan (İSİS) ve (MU) nun birleştiği manaya geçmeden her iki kaynak için bilgi aktarmamız gerekir.

İlk olarak İSİS’in dünya için ne manaya geldiğinden başlarsak. İsis kadın tanrıçadır ve bilinen birçok kadın tanrıçanın ana kaynağıdır. Yeryüzünün kadın modelidir ve tüm kadın tanrıçaları etkilemiştir. Onun hikâyesinin gölgesi ile hikayeleri oluşmuştur. Anadır ve Var oluşun ana kaynağını temsil eder. Yaratılışın kadın model olarak erkeğin varlığına hem kaynak hem de destek olarak görülür. Yaşamın kaynağı olarak kocası Osiris’i ölümünden yaşama döndürüp, (Horus) erkek evlada sahibi olur. Osiris’in ölümü seçmesi ile de onun adını yaşatarak eşi gibi adil bir taht sahibi olmuş, tanrıca olarak binlerce yıl anılmıştır. Sonradan gelen birçok kadın tanrıça modellerine örnek olmuştur. Onun için bir ana kadın Akreditipi (Lilith ve Havva’dan sonra yeryüzünde yaşayan ilk kadın örneği olarak da alabiliriz.)

İsis ve Osiris, Kemet tanrılarındandır. Kemet eski Mısır Uygarlığının antik adıdır. Kabile yaşamları ile farklı kültlerde inanışların olduğu dönemlerdi. Bu kabilelerin Savaşlarında, yenenlerin Tanrı inançlarını alan  kabileler  yenildikçe Tanrılarını değiştiriyorlardı. O zamanların Ana ve Baba tanrısı, Geb ve Nut’un dört çocuğu olmuştur. Osiris, İsis, Set ve Nephthys’tir. Osiris ile İsis, iyi tanrılar, Set ve Nephtyhs kötü olanı anlatırlar. Her olgunun dişil ve eril yanı olduğu gibi iyi ve kötünün de dişil ve eril yanlarını anlatırlar.

İsis hem kardeşi hem de eşi olan Osiris’le büyük bir aşk yaşamaktadır ki o zamanlarda ki kardeş anlayışı bu zamanlarda ki anlayış ile karıştırılmamalı. Osiris Ülkeyi gerçek bir adalet ve anlayışla yönetiyor, halkına tarımı ve ketenden kumaş, kıyafetler yapmayı öğretmiş ve herkesin refah içinde yaşamasını sağladığından çok sevilen bir firavun ve tanrı olmuştur. Bunu kıskanan kardeşi Set, onu alenen öldüremeyeceği için bir büyük davet verir ve çok kıymetli taşlarla süslü bir sandık yaptırır. İçinde bir mekanizmayla çalışan zehirli iğnelerinde olduğu sandığı yemek de ortaya getirttirir ve içine sığabilecek kişiye hediye edeceğini söyler. İlk önce Firavuna sunar ve tamda Osiris’e uygun sandığın içine girince kapak kapanır ve hemen erimiş kurşun dökerek sandığın kapattıran Set, sandığı Nil nehrine attırır. Bunu duyan İsis, çılgına döner, şaçlarını yolarak, üstünü parçalayarak yollara düşer.

Uzun aramalarından sonra Fenike’ye Byblos kentine kadar sürüklenmiş ve burada karaya vurmuş ve çıktığı yerde ise hızla büyüyen bir ağaç sandığı gövdesinin içine almıştır. Byblos Kralı Malkandros bu ağacı gördüğünde hayran kalır ve ağacı kestirerek sarayına sütun olarak diktirmeye karar verir. Ağaç kesildiğinde çok güzel bir koku çıkarmıştır. İsis bunu duyar ve hisseder, Kral Malkandros’un sarayına gider. Burada kalabilmek için Astarte’nin çocuğunun dadısı olur.

İsis, çocuğa kendi çocuğu gibi bağlanır, ölümsüz yapmak ister ve bu amaçla çocuğu ölümsüzlük ateşine batırır. Bunu gören kraliçe çığlıklar atarak İsis’i engeller. İsis artık kendini tanıtmak zorunda kalır. Daha sonra Kral Malkandros’dan izin alarak ağacın gövdesini açar ve içinden sandığı alır.

İsis sandığı geri getirdikten sonra, oğlu Horus’un ziyaretine gider ve sandığı güvendiği bir yere saklar. Gece dolunayda avlanan Seth sandığı bulur ve Osiris’in bedenini on dört parçaya ayırır ve bu parçaları Mısır toprakları üzerine dağıtır.

Bunu duyan İsis papirüs ağacından yapılma bir tekneye biner ve bütün Mısır’ı dolaşarak Osiris’in bedeninin parçalarını toplar ve parçaları her bulduğu yere bir tapınak diker. Bu yüzden Mısır’da Nil boyunca birçok yerde, içinde Osiris’in cesedinin bulunduğu söylenen tapınaklar vardır. Bir tek Osirisin cinsel organını bulamaz o Nil’de balıklar tarafından yenilmiştir ve Osiris birçok yerde balık sembolleri ile de anılır.

İlk Mumyalamayı yapan Bilge kadın olarak anılan İsis, Osiris bedenini Anubis ile beraber mumya bezleri ile Ra’dan öğrendiği özel bilgilerle yaptığı ilaçlarla birleştirir. Osiris’i tekrar canlandırır ama Osiris artık Dünyada durmak istemez ve kendisi dünyayı bırakarak ölüm dünyasının kralı olmaya gider ve Anubis’in getirdiği ölümlüleri yargılar. Günah ve sevapları ile onları ölüm dünyasına alır.

İsis ise oğlunu Set’den koruyarak büyütür ve oğlunu bir kahraman yaparak Set’i öldürtür. Babası gibi adil bir Firavun yaparak, halkı için çalışan bir firavun neslini devam ettirir. Zamanla bu nesilde bozulur.

İsis Mısır miti Mısır istilaları ile Yunanistan doğru geçiş yapar. Yunanlılar İsis’i kendi tanrıçalarından Demeter, Hera ya da Selena ile birleştirmeyi düşünmüşlerdir. İsis, Roma’da da önemli bir tanrıça olmuştur. Anadolu’da da Demeter, İştar ile eşleşmiştir. Kadının gücünü ve Bilgeliğini ve doğa ile yaratıcılığını, azmini, sadakatini ve analığı sembolize eder.

İsis’in bu niteliklerini Mu Medeniyetinin bilgilerini birleştirip, insanlık için yapılabilecekleri güzelleri paylaşmak istedik İsis Mu Akademi’de.

Mu Medeniyetini de anlatmamız gerekir bu noktada.

Mu Kıtası olarak anılan, suların içinde kaybolmuş bir medeniyetten bahsedilir Ezoterik doktrinlerde. Teozoflar, “Lemurya”, James Churchward 50 yıl araştırarak ucunun Türk tarihine de dayanan ve Atatürk tarafından da araştırılan “Mu” adında bir kayıp zamanın, kayıp insanlarının, kayıp ülkesinin hikâyesidir. Pasifik’te batmış olan kayıp bir kıtadan söz edilir. Ezoterizm, ünlü Aden Bahçesi’nin Öfrat Vadisi’nde değil, “İnsanın Ana Vatanı” olarak kabul edilen Mu’da olduğunu iddia eder. Günümüzde yapılan pek çok araştırma ki, bunlardan birini de Atatürk yaptırmıştır;

Sümer, Mısır, Hint, Yunan, Babil, Pers, Hitit ve Türk uygarlıklarının bu batık Mu Kıtası ve adına Güneş İmparatorluğu da denilen, Mu uygarlığının izlerini taşıdığı onlardan kalan bu izlerle 19. yüzyılda yaşamış olan İngiliz araştırmacı James Churchward’ın incelemeleri ile gün yüzüne çıkmıştır. Hindistan ve Tibet’te görevle bulunduğu sıralarda bu kıta hakkındaki ilk bilgileri edinmiş, emekliliğinden sonra da Orta Amerika’da araştırmalarının sonucunda batık uygarlık Mu ile ilgili olarak beş eser yazmıştır. Batı Tibet’te bir mabette, bu mabedin başrahibi tarafından kendisine verilen “Naacal Tabletleri” ile, Amerikalı Jeolog William Niven’in 1921-23 yılları arasında Meksika’da ortaya çıkardığı tabletler olmuştur. Bilim dünyası buna kuşkuyla karşılamaktadır. Ancak yine bilim dünyası, bu iki kıtanın battığı öne sürülen tarih olan 12 bin yıl önce dünyada büyük bir jeolojik olayın yaşandığını onaylamaktadır. Dört kitaplı din ve kadim öğretilerde bahsedilen büyük felaket ve tufanların anlatımı Mu Kavminin yaşadıklarını anlatıyor olabileceğini gösteriyor. Maya’da, Mısır’da, Paskalya adasında bulunan kalıntılar ve Sümer yazıtlarında anlatılan birçok bilgi bizi bunun olabilirliğine götürüyor. Tam manası ile açıklamayan kalıntılar, şimdi dahi yapılması kolay olmayan yapıtlar ve şimdinin teknolojisinin üstünde bir şeylerle yapılabilecek milyonlarca yıl öncesine ait tarihi eserler bize bildiğimizin dışında birşeylerinde olduğunu anlatıyor.

Bir gün bunları çözebilme ümidi ile bilgilerimizi birleştirirsek, kadının bilgeliğini kadim zamanların derin bilgilerinin ışığında birleştiren ve şimdinin bilgileri ile harmanlayarak yaşama hizmet etmek arzumuz onun içinde İSİS MU AKADEMİ adıyla sizinle birlikteyiz.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir